REM.spot... Reklamcılar Vakfı

16 Mart 2012 tarihinde kaybettiğimiz sektör duayeni Yüksel Dincel'i çalışma arkadaşları anlatıyor...

Erol Moran anlatıyor

Otuz küsur yıl birlikte çalıştığım Yüksel Dincel ile reklamcılık dünyasında çok renkli ve keyifli anılarımız oldu.

Yaratıcı, yapıcı, vizyon sahibi ve nüktedan bir kişiliğe sahip olan Yüksel'le nice hatıralarımızdan şu anda hatırlayabildiğim birkaç örneği sizlere aktarmaya çabalayayım.

80'li yılların başlarında bir lastik üreticisi, ajans seçimi için ajansımıza geliyordu. Yüksel şöyle bir fikir ortaya attı; "Toplantı odasındaki ahşap masayı kaldırıp, yerine altı veya sekiz adet, şirketin otomobil lastiğini alıp, üstüne de kalın bir cam kestirelim, toplantı masamız bu olsun" dedi. Firma yetkilileri bu manzara ile karşılaşınca, "Bu çocuklarda derin ilgi ve yaratıcı fikir var" deyip, birkaç ajans arasından tereddüt etmeden bizi seçtiler ve yıllarca kendileriyle çalıştık.

Güzel olayların yanında tatsız olup çözüm bulabildiğimiz olaylar da oldu. Mesela, bir tutkal firması için bir takvim hazırlamıştık. Takvimin üstüne "Bu tutkal ile yapışan katiyen kopmaz" gibi bir slogan yazılmıştı. Gelin görün ki, ciltlemeyi yapan iddialı bir ciltçi, reklamı yapılan tutkalı kullanmayıp, günleri belirleyen sahifelerden oluşan Blok'u, arkasındaki pankarta eski usul "kemik" tutkal ile yapıştırıp müşteriye yollayınca, iki gün içinde takvimler patır patır dökülmüşlerdi. Bunun üstüne Yüksel, firmadan tatlı diliyle özür dileyip, takvimleri ajansa taşıttı ve hep beraber uzun bir hafta sonunda müşterinin tutkalıyla binlerce adet takvimi kendimiz ajans atölyesinde yapıştırıp, firmayla iyi ilişkilerimizi uzun süre devam ettirdik.

Tatlı ve esprili diline bir başka örnek; yine toplantı odamızda bir değişikliğe gidip, yeni kadife kaplı koltuklar yaptırmış ve çok önemli bir müşterimizin başındaki zata bir kampanya takdim etmiştik. Ertesi gün aynı mekânda, kodaman kişinin oturduğu koltuğa ajansımızın en asık yüzlü bir mensubu oturur oturmaz, haykırarak ayağa fırlamıştı ve pantolonunda kocaman bir çuvaldız iğnesi duruyordu. Yüksel hemen bir espri patlatıp arkadaşı ve hepimizi güldürüp işi tatlıya bağlamıştı. Aynı olay bir gün önce müşterinin başına gelseydi Yüksel onu da güldürür durumu muhakkak kurtarırdı.

Yüksel'in geniş bir vizyonu vardı. Mesele 1984'te Ogilvy ile yapılan lisans anlaşmasını takiben, Harbiye'deki kiralık büromuzdan daha geniş bir yere taşınmamız gereği doğduğunda yeni kiralık bir mekân arayalım derken, Yüksel, "Hayır ajansımıza bir bina alıp, onu günün en ileri gereksinimleri ile donatalım" dediğinde, ben bir hayli tedirgin olmuştum. Ama bu görüşünü gerçekleştirdiğimizde, Yüksel'in ne kadar haklı olduğunu kabul etmiştim. Eğer yanılmıyorsam, 1987'de kendi binası olan tek büyük ajans bizdik.

Yüksel'in ve diğer takım arkadaşlarımızın candan ve sevgi dolu çalışmaları sayesinde 1980'lerde 4 yıl üst üste o zamanların tek TV kanalı TRT'den birincilik ödüllerini almayı; 80'lerin 2. yarısında ve 90'ların başlarında da ajanslar sıralamasında ajansımızı hep 1. numarada tutmayı başarmıştır.

İşte, Yüksel'le reklamcılık mesleğinde geçen nice yılların çok kısa bir kesiti.

Nur içinde yat, her zaman sevgiyle ve gülümsemeyle anılacaksın Yüksel Dincel.

Aytül Özkan anlatıyor

"1986'da amacım, iş bulup bir an önce İzmir'den İstanbul'a gelebilmekti. Reklam Moran, Ogilvy & Mather'in neresi olduğunu ve ne aradığını (account executive!) dahi anlamadan gazetede gördüğüm İngilizce ilana başvurunca, reklam sektöründe tanıştığım ilk kişi de Yüksel Dincel oldu. Bugünlerimin temeli olan o ilk görüşmede bana 'Bu müşteri temsilciliği öyle bir pozisyon ki, dışarıda ajansını, içeride müşterini temsil edersin. Yani kimseye yar olunmaz gibi ama bu işi iyi yaparsan iki tarafı da iyi yönetirsin, yapamazsan da ağlaya ağlaya kaçarsın.

Bence sende iş var, gel, hemen başla' demişti. Zeki, esprili, tatlı-sert, her gün işinin başında olan iyi bir yöneticiydi. En zor durumlarda bile bir çıkış yolu bulur, sorunları giderirdi. Zaten Yüksel Dincel'i tanıyıp da onu yüzünüzde bir gülümse olmadan anmanız imkansızdır. Geçen yıl İZ Ödüllerinde sevgili Yüksel Bey'e o görüşmemizden tam 25 yıl sonra, Reklamcılar Derneği Başkanı sıfatıyla sektör teşekkürlerimizi sunmak bana nasip oldu. Bunun mutluluk ve gururunu her zaman taşıyacağım."

Ayşegül Molu anlatıyor

Aytül ve Selma ile biraraya geldiğimizde Moran günlerimizi sıkça yad ederiz. Moran'ın serpilip yeşermemize elveren ortamını…O dönemde yoksunluk olarak addettiğimiz, ancak bugün bakınca özgürlükler anlamına geldiğini anladığımız yetki genişliğini…Her andığımızda hissettiğimiz sevgiyi, sevinci…Moran, Ogilvy § Mather duruşu olan bir ajanstı. Maceralara atılmazdı, ancak yanılmazdı da. Kendi kuruşunu da, reklamverenin kuruşunu da gözetirdi.

Erol Moran/Yüksek Dincel/Peter Schembri, bu üç silahşör, bizler gibi nice genci piyasanın yırtıcılığından koruyarak, gözeterek olgunlaştırdı. Dördüncü kat, bizim gözümüzde Yüksel beyin katıydı. Meşhur mavi hırkası, ABD'den getirtmekte ısrarlı olduğu ayakkabıları, asansöre binmeyin nidası, trenleri ve elbette evlilikleriyle Yüksel bey bir efsaneydi. Hırslı bir genç kadına - bana - Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeleri'ni okumasını salık vermişti, topuk seslerin duyulsun ki ardından konuşan olmasın... Dediğinizi hep yaptım Yüksel Bey, sizi saygıyla, sevgiyle anıyorum…

Mete Soğuksu anlatıyor

Yüksel Dincel ile ilk görüşmem sanırım Şubat sonu 1991'de oldu. Karşısında 18 seneden sonra daha İngiltere'den Türkiye'ye yeni dönmüş eğitimi iyi, İngiltere piyasasında biraz tecrübeli, sanırım terbiyeli, "presentable", 28 yaşında bir çocuktum. Buna karşın biraz arogan, Türk kültürünü aslen bilmeyen ve hatta çok bozuk bir Türkçesi olan 28 yaşında bir çömez olarak da karşısındaydım. Çoğu insan bu son anlattığım olumsuzlukları dikkate alarak, bence beni işe almazdı. Ama Yüksel Bey herhalde bir şey gördü ki, bu riski aldı. Sanırım Eylül 1995'te de Moran'dan ayrılmak üzere onunla son iş görüşmemi yaptım. Bana "Buradan ayrılan herkes çok başarılı olmuş, iş sahibi olmuş ve para kazanmıştır. Eminim sen de başaracaksın, yeni işin hayırlı olsun" demişti. Moran'da geçirdiğim beş sene içerisinde bir gün olsun benden desteğini esirgemedi, her zaman arkamda durdu. Benim iş hayatımı gerçekten etkilemiş 3 ya da 4 kişiden biri ve patron olarak kabul ettiğim yegane kişidir.

Nur içinde yat sevgili Patron.

Niyal Akmanalp anlatıyor

Ah Yüksel Bey! En stresli zamanlarımda, istifa etmeye ramak kala, ne güzel güldürürdünüz beni, yumuşatıverirdiniz kalbimi. Öfkemin en burnumun ucunda olduğu anlarda fırlayıp geliverirdim yanınıza. Daha serde gençlik de var tabii. Meslek yaşantımın ilk yaratıcı direktörlüğü. Her şey mükemmel olmalı. Her şey en doğru şekilde işlemeli. İdealistim işte. Karşıma çıkan her aksaklıkta fırlayıp geliveriyorum yanınıza. "Bu böyle olmaz ki Yüksel Bey! Bu böyle yürümez Yüksel Bey! O zaman bu işi bırakayım Yüksel Bey". Sabırla ve gördüğüm en yumuşak yüz ifadesiyle dinlerdiniz beni. İçimdeki öfkeyi boşatmamı sabırla beklerdiniz. O kadar yumuşak bakardınız ki "Konuyu abartıyor muyum acaba?" şüphesine düşerdim anlatırken daha. Ben susunca, konuyla ilgili komik bir fıkraya gelirdi sıra. (Maşallah fıkra bankası gibiydiniz zaten. ) Yetmezse bir ikincisine geçerdiniz. Ta ki beni güldürünceye kadar. İnsan bir kere gülmeye başladı mı her şey hafifler zaten. Siz de bunu çok iyi bilirdiniz. Öfkeyle odanıza gelen ben kıkırdayarak çıkardım bir kaç dakika sonra. Sonradan anlardım, o fıkraların içinde bana inceden inceye mesajlar da verdiğinizi. Mükemmel bir insan sarrafıydınız. Nurlar içinde yatın Yüksel Bey.

Selma Karaaslan anlatıyor

1988 yılında bir gazete ilanına başvuruyla başlayan reklam deneyimim, Yüksel Dincel'in beni işe kabul etmesiyle başladı. Reklam Moran'la ilgili beni en etkileyen anım, işe alış süreçleri ve kullandıkları yöntemdi. Yüksel Bey'in kurguladığı bu yöntem, sonradan hiç örneğini görmediğim bir süreçti….Gazete ilanına başvuran onlarca kişi arasından eledikleri 20 kişilik gruba, o zaman Unilever'de çalışan Samiye Orhun 2 günlük interaktif bir eğitim verdi.

Eğitim boyunca, adayların soruları, katkı ve görüşleri değerlendirilerek, 4 kişinin işe alınması kararlaştırılmıştı. Biri de bendim. O sayede başlayan meslek hayatım 20 yıl sürdü. Son 2.5 yıldır, Reklamcılar Derneği'nde artık müşterilere değil, ancak sektöre hizmet ederek reklamcılık mesleğiyle bağımı sürdürüyorum.

Sizi minnet ve sevgiyle anıyorum Yüksel Bey.
Yıllar sonra, geçen Aralık ayında düzenlediğimiz İZ Ödülleri'nde duygularımı size aktarma fırsatı bulduğum için kendimi şanslı sayıyorum.